Mezhep İmamlarına Göre Kasten Namazı Terketmenin Hükmü

Mezhep İmamlarına Göre Kasten Namazı Terketmenin Hükmü





Namaz İslam’ın beş temel emrinden biri olup farz oluşu Kitap, Sünnet ve icma-i ümmetle sabittir. Allah’ın diğer emirlerini ve farz olarak indirdiği hükümleri yerine getirmemenin hükmü gibi namazın hükmü konusu da fakîhler ve Mezhep imamları arasında görüş ayrılığına sebep olmuştur.
Namazı uyuyarak, unutarak ve baskı altında terk etmenin dinen herhangi bir sorumluluğu gerektirmediği konusunda fakîhler arasında görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Unutma ve uyuma durumlarında yapılacak şey Hz. Peygamber’in hadisi ile amel etmektir. Yüce Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Kim bir namazı uyku yada unutma sebebiyle kılamamışsa, hatırladığı zaman onu kılsın, çünkü bu zaman onun kılınma vaktidir.”
Bunun gibi baskı altında kılınamayan namazdan ötürü herhangi bir sorumluluk bulunmadığı hakkında Hz. Peygamber (SAV)’den şu hadis-i şerif rivayet olunmaktadır:
“Ümmetimden hata ve unutmanın hükmü ile baskı altında yaptıkları işlerin günahı kaldırılmıştır.”
Konu sahih hadisle sabit olduğu için ve İslam dinin bu konu hakkındaki ilkeleri çerçevesinde bir anlayış farkı bulunmadığı için, fakîhler ve mezhep imamları arasında bu konular etrafında herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır.

Kasten Namazı Terk etmek

Kasten namazı terk etmek iki kısımda mütalaa edilmiştir: Hükmünü inkar ederek terk etmek, tembellikten yada önemsememekten dolayı terk etmek.

A. Hükmünü İnkâr Ederek Terk etmek

Müslüman olduğu halde, namazı kasten terk eden, ayni zamanda inkar eden kimsenin kafir olduğu hakkında da âlimler arasında herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Çünkü namaz Kitap, sünnet ve icma-i ümmetle sabit ilahî bir emirdir. Bu derece kuvvetli delillere dayalı olarak sabit olan bir ibaretin hükmünü inkar eden ve bu inkara dayalı olarak kılmayan kimselerin kafir olması da tabiidir. Çünkü ibadetlerde inanmak esastır. Allah’ın farzlarından birine inanmayanlar o dine inanmamış sayılırlar. Ancak, burada bir noktayı açıklamakta yarar görmekteyiz:
İslam dinine inanmayan, yada namazın farz olduğuna inanmayan bir kimsenin hükmünü tartışmak aslında anlamsızdır. Fıkıh kitaplarında mesele bu şekilde vazedilerek konu edildiği için biz de tasnifi buna göre yaparak değerlendirmeye girmek istedik.
Kişi namazını hastalık, yahut aciz olmaktan yada vakit bulamamaktan kaynaklanan sebeplerle eğer terk ederse bundan dolayı herhangi bir müeyyide uygulanmaz, gücünün yettiği ölçüde bu namazı eda etmesi vacip olduğu söylenebilir.




B. Tembellikten ya da Önemsememekten Dolayı Terk etmek

Kişi namazın farz olduğuna inandığı halde, eğer tembellik, önemsememe, yada alışamama gibi pedagojik ve sosyal sebeplerle kılmıyorsa bunun hükmü hakkında iki görüş ortaya çıkmıştır tarihte yaşayan fakîhler arasında..

1. Şiddetli ceza taraftarı olan görüş

İster inkârdan, ister tembellikten kaynaklansın, namazı terk eden kişi onu kılmaya çağrılır, eğer kılmazsa öldürülür. Kendisine: “Namaz kılsan, değilse seni öldürürüz.” Denilir. Eğer kılarsa ne güzel. Kılmazsa öldürülmesi vacip olur. Ancak, bu durumda hemen hapsedilmeyip belki üç gün hapsedilir, hapis esnasında ona baskı yapılır, her namaz vakti namaza çağrılır ve öldürülmekle korkutulur. Eğer namazı kılarsa kurtulur, kılmazsa kılıçla öldürülür. Bu görüşü savunan fakîhler şunlardır: İmam Malik, Hammad b. Zeyd, Veki’, İmam Şafiî, Ahmed b. Hambel ve Hanbelî Mezhebi.
Yukarıdaki görüşü savunanların dayandıkları deliller şunlardır:

a.Birinci dereceden delilleri

“Müşrikleri öldürün......Eğer tevbe edip namazı kılarlar, zekâtı verirlerse onları serbest bırakın.” Âyetidir. Bu âyette ulu Allah namaz kılmayanların öldürülmesini mubah kılmış; müşriklerin serbest bırakılması için tevbeyi şart koşmuştur ki, o da Müslüman olmak, namaz kılmak ve zekât vermektir. Böyle bir kimse kasten namazını terk ederse serbest bırakılma şartını yerine getirmemiş olur; dolayısıyla katlinin vacip olma hükmü baki kalır.

b. İkinci dereceden delilleri

Hz. Peygaber’den rivayet olunan şu hadis-i şeriftir: “Kim namazı kasten terk ederse, zimmet ondan uzak olur.” Bu hadis namazı terk eden kimsenin öldürülmesinin mubah olduğunu gösterir.
Başka bir hadis-i şerifte yine Hz. Peygamber’den şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:
“Kul ile küfür arasındaki fark namazı terk etmektir.” Dolayısıyla kafir olmak öldürülmeyi mubah kılıcıdır.
Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur:“Namaz kılanları öldürmekten yasaklandım.”
Enes (RA)’tan rivayet olunduğuna göre; Hz. Ebu Bekir şöyle buyurmuştur:
“Hz. Peygamber (SAV) (...Allah’tan başka bir tanrı bulunmadığına ve Muhammed’in Allah elçisi olduğuna şahitlik ettikleri, namazı kılıp zekâtı verdikleri zaman.”
Hadisin manası namaz kılmayanların öldürülmesinin mubah olmasıdır. Çünkü namaz İslam’ın rükünlerinden biri olup şahitlikte olduğu gibi, can ve mal ile niyabeti kabul etmez. Dolayısıyla onu terk edenin öldürülmesi vacip olur.
Hanbelî Mezhebinde Hirakî’nin Ahmed b. Hanbel’den naklettiği iki rivayetten zahir olan rivayete göre; bir tek namazı terk etmekten dolayı kişi öldürülür. Çünkü hadisler mutlak olup bir namazı da içine almaktadır. Ancak, ikinci namazın vakti daralmadıkça öldürülmez.
İkinci rivayete göre ise, tek bir namazı terk etmekle öldürülmez, belki üç vakit namazı terk edip dördüncü namazın vakti daralınca ancak o zaman öldürülür.
Namazı hacca benzetmek geçerli değildir. Çünkü haccın tehirinde alimlerin görüş ayrılmış bulunmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf olan bir işin terkinden dolayı ölüm cezası verilemez.

Öldürülme Sebebi Küfür Mü, Yoksa Cezalandırmak Mıdır?

Namazı terk edenin öldürülme gerekçesinin kafir olmak mı, yoksa cezalandırmak mı olduğu hususunda görüş ayrılığı bulunmaktadır.
Bir görüşe göre; mürtedde olduğu gibi, namaz kılmayan kişi kafir olacağı için öldürülür. Böyle bir kimse öldürülürse yıkanmaz, kefenlenmez, Müslümanlar arasında defn edilmez, miras bırakamaz, miras alamaz.
Bu görüşü savunanlar Ebu İshak b. Şakla ile İbn Hamid olup Hasan-i Basrî, Eyyub Es-Sahtiyanî, Evzaî, İbn Mübarek, Hammad b. Zeyd, İshak ve Muhammed b. Hasan’dır. Bunların dayandıkları deliller şunlardır:
a. “Kul ile küfür arasındaki fark namazı ter etmektir.”;
b. “Kişi ile şirk arasındaki fark namazı terk etmektir.” ;
c. “Bizimle onlar arasındaki fark namazı terk etmektir. Kim namazı terk ederse kafir olmuştur.”;
d. “Dininizden ilk kaybedeceğiniz şey emanet, en son kaybedeceğiniz ise namazdır.” Hadisleri ile:
e. Hz. Ömer’in: “Namazı terk edenin İslam’dan nasibi yoktur.” Sözü ile Hz. Ali’nin: “Kim namaz kılmazsa o kafirdir.”;
f. İbn Mes’ud’un: “Kim namaz kılmazsa onun dini yoktur.” Sözleri yanında Abdullah b. Şekîk’ten rivayet olunan şu sözdür:
g. “Hz. Peygamber (SAV)’in arkadaşları namaz dışında hiçbir ameli terk etmeyi küfür olarak görmezlerdi.”
Akli delilleri ise şudur: Namaz öyle bir ibadettir ki Kelime-i şehadet gibi onunla İslam’a girilir, onu terk etmekle de çıkılır.”

2. Ceza Olarak Öldürülmesi Gerektiği Görüşü

Yukarıda delilleri ve tafsilatı ile beraber kaydettiğimiz birinci görüşe karşılık, namaz kılmayanın öldürülme hükmünün küfürden dolayı değil de caydırıcı bir ceza olarak verildiğidir. Bunun dayandığı delil kıyastır. Bu görüşe göre evli kişiler Müslüman olmalarına karşın, ceza olarak recm edilmektedir. Bunun gibi, namazı terk edenler de ölüm cezasına çarptırılmaktadır. Bu ceza küfür hükmünden dolayı değil, caydırıcı bir ceza olarak verilmektedir. Büyük çoğunluk fakihlerin görüşü bu olup, Ebu Hanife, Malik ve Şafiî onu savunmuşlardır.
Huzeyfe’den şöyle dediği rivayet olunmuştur: “İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, İslam’dan onlarda sadece “Lailahe İllah” sözü kalacak.” Kendisine:
– Onlara hangi şey fayda verecek? Diye sorulunca:
– Kelim-e tevhid onları cehennem ateşinden kurtaracak, aldırmam.” Dedi.
Vâlan’dan şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Allah’a yemin olsun ki, benim kölem namaz kılmaz.” Kadınlar:
– Biz onu biliriz, dediler. Köle besmele çekti.
Daha sonra İbn Mes’ud’a döndüm ve onun kestiği hayvanın etinin hükmünü sordum. İbn Mes’ud bana, onu yememi emretti.” Bunun dayandığı delil Hz. Peygamber (SAV)’den rivayet olunan şu hadis-i şeriftir:
“Şüphe yok ki Allah Allah rızasını kast ederek (Lailahe illellah) deyen adamı cehennem ateşine haram kılmıştır.”
Ebu Zer’den şöyle dediği rivayet olunmuştur:
“Resulullah (SAV)’e geldim, o şöyle buyurdu: “Herhangi bir kul (Lailahe illellah) der de bu söz üzerine ölürse mutlaka cennete girer.”
Ubade b. Samit’den rivayet olunduğuna göre; Resulullah (SAV)’den şöyle duydum: “Kim Allah’tan başka tapılacak bir tanrı bulunmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna, İsa’nın da Allah’ın kulu, elçisi, Meryem’e bıraktığı kelimesi ve kendinden bir ruhu olduğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna tanıklık ederse hangi amel üzerinde ise Allah onu cennete koyar.”

3. Hafif Ceza Taraftarı Olan Görüş

İmam Zührî’nin kabul ettiği görüşe göre; namazını terk eden kimseye ölüm cezası uygulanmayıp daha hafif olan dayak ve hapis cezası uygulanır. Bu görüş Ebu Hanife tarafından savunulmuştur. Bunların dayandıkları deliller aşağıda gösterilmiştir:

a. Hadisler:
“Müslüman bir kişinin kanı ancak üç sebepten biri helal olur. İmandan sonra kafir olmak, evlendikten sonra zina etmek, haksız yere adam öldürmek.”
Namaz kılan kişi bu guruba dâhil değildir, dolayısıyla kanı helal olmayacağı için öldürülmez.
“Allah’tan başka bir ilah yoktur, deyinceye kadar insanlarla savaşmakla emr olundum. Bu kelimeyi söyledikleri vakit haklı sebepler dışında, kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar.”

b. Aklî delil:
Namaz dinin temeli olan meselelerden olmayıp fer’î bir meseledir. Hac ibadetinde olduğu gibi, fer’î bir meseleden dolayı kişi öldürülmez. Bununla birlikte, eğer namazı terk etmeye ölüm cezası verilecek olursa, namazın terkini engellemek için meşru kılınması gerekir. Oysa hukukunda, yasakla muhatap olan kişiyi ortadan kaldıran bir hukuki düzenleme yapmak caiz değildir. Çünkü bir kimseyi öldürmek namaz kılmayı sürekli olarak engeller, dolayısıyla meşru olmaz.
“İslam hukukunda temel ilke insan kanının haram olmasıdır. Kanın mubah kılınması ancak bir nasla yahut nassın amacı ile mümkündür. Asl olan namaz kılmayanın öldürülmeyeceğidir.
Bu görüşü savunanların diğer delilleri şunlardır:
Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur:
“Allah rızasını kasdederek kim La İlahe İllellah derse, cennete girecektir.”
İbn Ömer’den rivayet olunduğuna göre; Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur:
“Lailahe İllellah diyen kimsenin cenaze namazını kılın.”

İcma’: Namaz kılmayanın cenaze namazının kılınacağı hakkında icma’ vardır. Çünkü Ahmed b. Hanbel’in icma’ anlayışına uygun olarak El-Muğnî’de şöyle denilmektedir: “Biz her herhangi bir asırda namazını kılmayanların yıkanıp da cenaze namazlarının kılınmadığını ve Müslüman kabristanına defnedilmediğini, varislerinin onu mirastan mahrum ettiğini yada kendisinin varislerini mirasından mahrum ettiğini bilmiyoruz. Eğer namazını terk eden kimse kafir olsaydı bütün bu sayılan hükümlerin uygulanması gerekirdi.
Yine namazını terk eden kimsenin bunları kaza etmesinin gerekli olduğu konusunda Müslümanlar arasında bir ihtilaf bilmiyoruz. Namazını kılmayan mürted olmuş olsaydı ne namazın ne de orucun kazası lazım gelmezdi.
Namazını terk edenlerin kâfir olacağı hakkında rivayet edilen hadisler gerçek anlamda olmayıp böyle kimseleri kâfirlere benzetmek ve tehdit anlamını taşır. Nitekim Hz. Peygamber (SAV) bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
“Müslüman’a sövmek fasıklıktır, onu öldürmek ise küfürdür.”
Bir kimse Müslüman kardeşine : “Ey kâfir! Dese kendisi kafir olur!;
“Hayız kadınla cinsel ilişkide bulunan kimse Muhammed’e indirilenleri inkâr etmiş olur.” ;
“Allah’tan başkasına kim yemin ederse Allah’a ortak koşmuş olur.”;
“İçki içen puta tapan gibidir.”
Bu hadislerle benzer hadisler insanları korkutma, caydırma ve tehdit niteliğinde söylenmiş olup gerçekten kâfir ya da müşrik anlamında değillerdir.




NAMAZ KILMAMANIN HÜKMÜ



Namaz İslam’ın beş temel emrinden biri olup farz oluşu Kitap, Sünnet ve icma-i ümmetle sabittir. Allah’ın diğer emirlerini ve farz olarak indirdiği hükümleri yerine getirmemenin hükmünde olduğu gibi namazın hükmü konusu da fakîhler ve Mezhep imamları arasında görüş ayrılığına sebep olmuştur. Namazı terk etmek iki şekilde ele alınmıştır: Hükmünü inkardan dolayı terk etmek, tembellikten dolayı kılmamak.

a. Hükmünü İnkardan Dolayı Kılmamak

İnkardan dolayı namaz kılmayan kimsenin kafir olduğu hususunda alimler arasında herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Görüş ayrılığı tembellikten ve önemsememekten dolayı kılmama durumunda verilecek olan cezanın ne olacağı hususundadır.

b.Tembellikten Yada Önemsememekten Dolayı Kılmamak

Kişi namazın farz olduğuna inandığı halde, eğer tembellik, önemsememe, yada alışamama gibi pedagojik ve sosyal sebeplerle kılmıyorsa tarihte yaşayan fakîhler arasında bunun hükmü hakkında farklı iki görüş ortaya çıkmıştır. Bu görüşlerden biri şiddetli ceza taraftarı olan görüş, diğeri hafif ceza taraftarı olan görüştür.

aa. Şiddetli Ceza Taraftarı Olan Görüş

İster inkardan kaynaklansın, ister tembellikten kaynaklansın, namazı terk eden kılmaya çağrılır, eğer kılmazsa öldürülür. Kendisine: “Namaz kıl, yoksa seni öldürürüz.” Denilir. Eğer kılarsa kendisine dokunulmaz. Fakat, kılmaz ve kılmamakta ısrar ederse öldürülmesi vacip olur. Ancak, bu durumda hemen öldürülmeyip belki üç gün hapsedilir. Hapis esnasında ona baskı yapılır, her namaz vakti namaza çağrılır ve öldürülmekle korkutulur. Eğer namazı kılarsa kurtulur, kılmazsa kılıçla öldürülür. Bu görüşü savunan fakîhler şunlardır: İmam Malik, Hammad b. Zeyd, Veki’, İmam Şafiî, Ahmed b. Hambel ve Hanbelî Mezhebi.

ab.Hafif Ceza Taraftarı Olan Görüş

Ebu Hanife’ye göre; inkara yakın olmaksızın, arızi sebeplerle namazını terk eden kimseye ölüm cezası uygulanmayıp daha hafif olan dayak ve hapis cezası uygulanır. İmam Zührî tarafından da benimsenmiş olan bu görüşün dayandığı deliller aşağıda gösterilmiştir:

ba. Hadisler

“Müslüman bir kişinin kanı ancak üç sebepten biri ile helal olur. İmandan sonra kafir olmak, evlendikten sonra zina etmek, haksız yere adam öldürmek.” Namaz kılan kişi bu guruba dahil değildir, dolayısıyla kanı helal olmayacağı için öldürülmez.
“Allah’tan başka ilah yoktur, deyinceye kadar insanlarla savaşmakla emr olundum. Bu kelimeyi söyledikleri vakit haklı sebepler dışında, kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar.”

bb.Aklî delil

Namaz dinin temel meselelerden olmayıp belki fer’î bir meselesidir. Hac ibadetinde olduğu gibi, fer’î bir meseleden dolayı kişi öldürülmez. Bununla birlikte, eğer namazı terk etmeye ölüm cezası verilecek olursa, terkini engellemek için meşru kılınması gerekir. Oysa hukukta engellenen kişiyi ortadan kaldıran bir hukuki düzenleme yapmak caiz değildir. Çünkü bir kimseyi öldürmek namaz kılmayı sürekli olarak engeller, dolayısıyla meşru olmaz.
“Temel ilke insan kanının haram olmasıdır. Kanın mubah kılınması ancak bir nassın açık hükmü ile yahut amacına yönelik bir hüküm vermekle mümkündür. Asl olan namaz kılmayanın öldürülmeyeceğidir.” Bu görüşün diğer delilleri şunlardır:
Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur:
1. “Allah rızasını kast ederek kim La İlahe İllellah derse, cennete girecektir.”
2. “Abdullah b. Ömer’den rivayet olunduğuna göre; Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur: “Lailahe İllellah diyen kimsenin cenaze namazını kılın.”

bc.İcma’

Namaz kılmayanın cenaze namazının kılınacağı hakkında icma vardır. Çünkü Ahmed b. Hanbel’in icma’ anlayışına uygun olarak “El-Muğnî’de” şöyle denilmektedir: “Biz her herhangi bir asırda namazını kılmayanların yıkanıp da cenaze namazlarının kılınmadığını ve Müslüman kabristanına defnedilmediğini, varislerinin onu mirastan mahrum ettiğini yada kendisinin varislerini mirasından mahrum ettiğini bilmiyoruz. Eğer namazını terk eden kimse kafir olsaydı bütün bu sayılan hükümlerin uygulanması gerekirdi. Yine, namazını terk eden kimsenin bunları kaza etmesinin gerekli olduğu konusunda Müslümanlar arasında bir ihtilaf bilmiyoruz. Namazını kılmayan mürtet olmuş olsaydı ne namazın ne de orucun kazası lazım gelmezdi.
Namazını terk edenlerin kafir olacağı hakkında rivayet edilen hadisler gerçek anlamda olmayıp böyle kimseleri kafirlere benzetmek ve tehdit etmek anlamını taşır. Nitekim Hz. Peygamber (SAV) konu ilgili olarak şöyle buyuruyor:
1. “Müslüman’a sövmek fasıklıktır, onu öldürmek ise küfürdür. Nitekim bir kimse Müslüman kardeşine : “Ey kafir! Dese kendisi kafir olur.” ;
2. “Hayız kadınla cinsel ilişkide bulunan kimse Muhammed’e indirilenleri inkar etmiş olur.” ;
3. “Allah’tan başkasına kim yemin ederse Allah’a ortak koşmuş olur.” ;
4. “İçki içen puta tapan gibidir.”
Anılan hadislerle benzer hadisler insanları korkutma, caydırma ve tehdit niteliğinde söylenmiş olup gerçekten kafir yada müşrik olma anlamını taşımazlar.
Görüldüğü gibi, Ebu Hanife, namazını kasten kılmayanlar için fakihlerce öngörülen ağır cezalara katılmamakta, belki verilecek cezanın hafif ceza olması gerektiğini savunmaktadır.


NAMAZIN ŞART VE RÜKÜNLERİNDEN BİRİNİ İNKAR
ETMENİN HÜKMÜ


Hanbelî Fıkhı “El-Muğnî’de konu ile ilgili olarak şu bilgiye yer verilmektedir: Üzerinde icma vaki olan namazın herhangi bir şart yada rüknünü terk edenin hükmü namazı terk edenin hükmü gibidir. Çünkü bu rükün ve şartla birlikte namazın varlığı onların varlığı, yokluğu da onların yokluğudur.
Fakat, bir kimse namaz için gerekli olan pisliği temizlemek, fatiha’yı okumak, tadil-i erkana riayet, rüku ile secde arasında itidal gibi meselerin hükmünün caiz olduğuna inanarak terk ederse, hükmü hakkında ihtilaf bulunan bu gibi meseleyi terk etmekten dolayı bir şey lazım gelmez.
Eğer haram olduklarına inanarak terk ederse namazını yeniden kılması gerekir. Bunlardan dolayı hiçbir şekilde öldürülmez. Çünkü ihtilaf bulunmaktadır. Bu meseleler velisiz evlenme ile mülkiyet şüphesi bulunan bir malı çalma meselesine benzemektedir.
Toplam oy: 31

Yazıyı oyla>  

Yazıyı gönder


Yorumlar:
Yorum yok veya onaylanmamış.

İsminiz:

 

E-Mail adresiniz:

 

Yorumunuz:

 
Kalan karakter: